AK PARTİ MİLLETVEKİLİ TÜLAY SELAMOĞLU; “Benim için makamdaki en önemli şey hiçliktir. Görevlerin gelip geçici olacağını hissediyorum. Hem yaşadığımız her an hem bulunduğumuz yer ve makamların hepsi gelip geçici. Ömürde gelip geçici; o yüzden iyi şeyler yapmaya uğraşmak güzel.”
E.D.: Sizi kısaca tanıya bilir miyiz? Ondan sonra Ankara’yı konuşalım diyoruz.
T.S : 1966 Ankara doğumluyum. Ama Kırıkkale daha sonra il olarak ayrılınca doğum yerim daha sonra kimlik çıktığında Kırıkkale diye geçti. Evliyim. Bir çocuk annesiyim. İTÜ Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Sanat Tarihi ve restorasyon üzerine yüksek lisansı yarım bıraktım. İnşallah devam edeceğim. Onun dışında serbest çalıştım ama STK çalışmalarım çoktur. Türk Dünyası Mimarlar Mühendisler Birliği’nin kurucularındanım. İkinci başkanlığını yaptım. Sonra bıraktım. Ankara Beyazay Derneği’nin Onursal Başkanıyım. İşitme Engelliler Milli Federasyonu’nun Onursal Başkanıyım. Seğmenler Derneği’nin bayan üyesiyim. İşitme Engelliler Spor Derneği var. Onun üyesiyim. Eğitici Valideler Derneği diye bir dernek kurdum. Dünya Çocuk Platformu Başkan Yardımcılığı yaptım. Kadın ve Çocuk Platformu kurucu üyeliğinde bulundum. Uluslararası Engelliler Derneği ve Başkent İşitme Engelliler Derneği var. Meclis’te Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu sözcüsüyüm. Üstün Yetenekliler Araştırma Komisyonu üyesiyim. Siyasi Parti, Partimiz içerisinde teşkilat başkanlığı Elazığ ilimizin koordinatörüyüm. Yani seçim çalışmaları, teşkilat çalışmalarını koordine ediyorum. Sosyal işler birimi altında Engelli Koordinasyon Merkezimiz var. Onda da 7. Bölge sorumlusuyum.
E.D: Siyaset düşüncesi nasıl şekillendi?
T.S : Siyaset düşüncesi şekillenmiyor. Aslında siyaset sizi buluyor. Yani, sizin başta kendi alanınızda kendinize yeterli olmanız gerekiyor. Bir mesleğinizin olması gerekiyor. Mesleğinize saygınız olması gerekiyor. Ama onun dışında sadece meslek ve aile esası dışında bir şeylerle dertli olduğunuzda siyaset sizi buluyor. Siyasete gireyim diye girilmiyor. Siyasi aktörler size gelip bizimle çalışmaz mısınız diye soruyorlar. Çünkü, onların da ilgi alanları içerisinde ya da seçim yaptıklarında bir şekilde siyasete girmek de mutlaka mesleki anlamda dahil olmanız gerekiyor. Çok özel olmanız gerekmiyor ama mesleğinize saygılı şekilde ilerlemeniz gerekiyor. Onun dışında mutlaka bu milletin derdiyle dertlenmeniz gerekiyor.
E.D.: Siyasette kadın vekil sayısı artar mı sizce?
T.S : Daha çok çıkar. Unutmadan onu söyleyeyim. Bu yüzyıldır, yüzelli yıldır Osmanlı’nın meclise geçmesiyle erkek egemen bir alan. Erkekler uğraşmış. Biz kadınlarda şöyle bir şey var. Beni çağırsınlar bir anlamda ve çağırdıklarında da bunu versinler. Belediye Başkanlığı, Meclis Üyeliği, milletvekilliği yani alan neyse… Ama siyaset böyle bir alan değil rakiplerinizin çok olduğu, bu rakiplerin çalışmaları da görünür olanların aradan ortaya çıktığı bir alan. Bizim birazda formatlanmamızda sorun var. Ben bunu anlatıyorum. Erkek çocuk varsa evinizde bir tane top alırsınız. Altı tane çocuk yanyana gelse üçer üçer ayrılır. Takım olurlar hemen. Ondan sonra, takımlar birbirlerine gol atarlar. Biri gol attığında tüm takım üyeleri gol atmış gibi sevinir. Maç biter. Biri yener. Biri yenilir. Birlikte gazoz içmeye giderler. Kavga yok. O anda barışılır. O karşılaşma orada bitmiştir. Bir sonraki karşılaşmaya kalır. Ama kız çocuklarına ne yapıyoruz? Eline bir bebek veriyoruz. En güzel bebek benim bebeğim. Karşı komşuya gidiyorum, karşı komşunun kızıyla oynamaya, elimde kendi bebeğim. Karşı komşunun kızı kendi bebeğiyle oynuyor. Ben kendi bebeğimle oynuyorum. Yeri gelip de bir takım çalışması yapılamıyor. Kadınların siyaset alanında bulunabilmeleri takım çalışmalarını başarmalarıyla mümkün. Bu sebeple bizim yeni nesillerde kız-erkek ayırmadan takım oyunlarını oynatmamız gerekiyor. Ama daha da kötü bir durum var. Artık, çocuklar sokaklara çıkmadıkları için takım oyunu denen şeyden çok uzaktalar. Bu konuda, büyük ihtimalle Milli Eğitim çalışmalar yapıyor, takım oyunlarıyla ilgili. Hiç olmazsa okulda takım oluşturabilmekle ilgili. Çünkü siyaset bir yarış. Siyasi partiler içerisinde bulunarak bir hedefe gitme yarışı. Bu yarış içerisinde kazanmak ya da kaybetmek var. Kazandığında da sevinmeyeceksin. Kaybettiğinde de üzülmeyeceksin. Yani, iddia vardır, bir çalışmadır. Ona bakmak gerekiyor.
E.D.: Ankara’nın kültürel ve sosyal yapısı hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?
T.S : Ankara’da 60’a yakın müze var. Kaç tanesini gezdin sen Ankara’da yaşıyorsun? Eğer ilkokul götürmediyse katiyen kimse gitmez. Roma Hamamı’nı ziyaret ettin mi? Eğer okul götürmediyse kimse gitmez. Mesela, Ankara ilçesi Nallıhan’da muhteşem mezarlar bulundu. O mezarlarda çıkanlar ki çok özel eserler, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergide. Mesela Sakarya, git Ankara’daki çocuklara sor; Sakarya Meydan Muharebesi nerede yapılmıştır diye. Sakarya’da derler. Ama hemen şuracıkta Polatlı’da olduğunu bilmezler. Türkiye’de hiç olmayan bir müze var Ankara’da. Dinozor fosilinin olduğu tek müzedir. Muhteşem bir müzedir MTA içerisinde. Ankara’nın gelişimi için bizim bir anlamda turizm gelirine ihtiyacımız var. Bu çalışmanın yapılması için ben aynı zamanda Ankara Kent Konseyi’nin üyesiyim. Başta Ankara’da yaşayanlar, siz eğer bunların hiçbirini bilmiyorsanız bir misafiriniz geldiğinde onu sadece siz taşıyorsunuz bir yerlere. Yani, İstanbul’daki taşıyor. İstanbul’a gidip hadi Topkapı’ya gidelim diyor. Ama Ankara’ya misafir geldiğinde eğer sen onu götürmüyorsan Ankara’nın tanıtımı yapılmıyor. Yabancı turistinde mutlaka Ankara’ya uğramasını sağlamamız gerekiyor. Onunla ilgili, Büyükşehir Belediye Başkanımızla da görüştük. Özellikle, tarihi alanların ortaya çıkarılması, görünür olması, içinde yaşanır olması çok önemli. Altındağ Belediye Başkanımız da özellikle Hamamönün’de çok güzel çalışmalar yapıyor. Hacı Bayram Dergahı’ nı Büyükşehir yapıyor. Ama, onun dışında genellikle biz tarih turizmi yapmayı seven bir millet değiliz. Kongre merkezi oluşturmak istiyoruz. Temelleri atıldı, projeleri hazır, yapılıyor.
E.D.: İşitme Engelliler ile ilgileniyorsunuz? Bu süreç nasıl başladı?
T.S.: Halkla İlişkiler Başkanlığı, ana kademe dediğimiz yerde, İl Başkan yardımcılığı, daha sonra Ankara Kadın Kolu Başkanlığı yaptım. İşitme engelli bir grup var. Onlar bana geldi. Tercümanla geldiler. Tercüman aracılığıyla konuştuk. Ben o zaman tercümanımıza sordum. Dedim ki ya bu dil ne kadar sürede öğrenilebilir? Ben bunun kursunu açabilir miyim yapabilir miyim? Öğrenilir dedi. Ben iki tane kurs açtım teşkilatta. Bu çalışmanın sonunda bir siyasi parti olarak altı bin işitme engelli ve ailesini Ak Parti üyesi yaptık. O çalışma bana çok şey öğretti.
E.D.: Ankara’yı farklı kılan nedir?
T.S. : Ankara, köklü bir şehir. M.Ö 10.000’lere dayanıyor. İki kez Başkent olmuş. Türkiye Cumhuriyeti Başkent’i olmasının dışında iki kültüre başkentlik yapmış. Şehrin bir çekiciliği var. Dünyadaki her nokta çekici değildir. Bilinen noktalar vardır. Dünya’nın en çekici noktalarını bilirsiniz. Mesela Kudüs, insanlığın başlangıcından beri var olan bir şehir. Mekke vardır. Yani, o şehirde mıknatıs özelliği ya da kutup özelliği vardır. Bir şekilde kutuptur o şehir. Bayağı bir enerjisi vardır. O şehir hiç kaybetmemiştir onu. İki şehir özelliğini hiç kaybetmemiştir. Biri Mekke, biri Kudüs. Tüm Dünya değişimlerinde o iki nokta önemlidir. Oralara vurulduğu anda, oralarda kriz yaşandığı anda sistemler değişir. Bunu bilin. Yani, bir şekilde o yüzyıl içerisinde o sistemleri değiştirirsiniz.

E.D.: Peki Tülay hanım, Ankara için hep gri tanımlaması yapılır hakikaten öyle midir?
T.S. : Ankara için, gri tanımı vardı ama grilikten çıkıyoruz artık. Gri tanımından çıkıyoruz. Yukarıdan hiç izlediniz mi bilmiyorum ya da yeni rekreasyon alanlarımızı metrekare olarak hesapladığınızda, yeşil alanımızı çok arttırdık. O gri şehirden çıkıyoruz. Bu şehrin akciğerlerinin sağlığı o yüzden. Bu şehir ölüme mahkumdu. Hatırlarsınız, hava kirliliği, içme suyu sorun, elektrik sorun, elektrik kesintileri vardı bu şehirde sürekli. Bu şehir ölüyordu çünkü sistemde bir arıza vardı, alarm veriyordu. Ama sitemi düzelttiğimizde içme suyu sorunu kalmadı, çünkü hiç yağmur yağmasa, çok ciddi kuraklık olsa, Kızılırmak suyunu taşıyabilen bir sistemimiz var. Yani, susuz kalmıyor bu şehir. Dışarıdan, bazen dışarıya bağlanıyor ama yaşamaya devam ediyor.
E.D.: Şu anda Ankara’nın halledilmesi gereken, acil bir sorunu var mı? Bakınca ne görüyorsunuz? Ankara’da daha ne yapılabilir sizce?
T.S. : Büyükşehir yasası önemli bir yasa. Ankara’nın geleceği ya da şehirlerin geleceğini yakalamak açısından. Büyükşehir yasasına kadar, belli bir alanda şehir planı yapıyorsunuz. Bu şehir planını yapıyorsunuz, sınıra dayanıyorsun. Plan oraya kadar gidiyor. Yol oraya kadar gider. Sanayi bölgelerini oluşturuyorsun. Yeşil alanlarını oluşturuyorsun. Ama, karışamadığın bir bölge var dışarda; mücavir alan dışında. O alanda kanunlar değişik, izinsiz binalar yapabiliyorsun. İstersen fazla katı çık, istersen hayvan tesisi aç, istersen tarım yap. Denetleme yok. Sen konut alanı olarak mücavir alanı sözde bitirdiğin noktanın yanına bir tane büyükbaş hayvan tesisi kurulabiliyor. Şehrin o alandaki gelişimini sen kontrol edemiyorsun. Büyükşehir yasasıyla tüm sınırlar için proje yapmak zorundasın. Yani, bundan sonra şehrin, merkez ilçelerin dışında taşra ve daha uzak ilçesinde baktığında bile o şehrin gelişimi ve elli yıl sonra o şehrin neresi konut, neresi sanayi bölgesi, neresi tarım alanı önceden belirlemen gerekiyor. Mesela bizim Ankara’daki sorunlarımızdan biri kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşümde özellikle Ulus, Mamak üzerindeki ve Ankara kentsel dönüşümünü yapmaya çabalıyoruz. Ankara’nın en önemli sorunu o. Bunu yapmak zorundayız.
E.D.: Ankara ekonomisi hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?
T.S. : Ankara, çok iyi durumda… Ankara savunma sanayiinde çok ilerliyor. Yani, şehir sanayinin hangi alanında dendiğinde isim verecek noktaya geldi savunma sanayinde. Onun yan sanayileri de çünkü Ankara’da oluşturuluyor. Hatta, şimdi mikro ve nano teknolojide çok iyi alanlar var. Yerel teknolojik üretimler. Görseniz inanamazsınız. Bu, burada mıydı, böyle bir şey var mıydı dediğimiz alanlar var. Yeni Sincan Organize Sanayii’nde Ankara Sanayi Odası Anadolu Meslek Lisesi var. İki yıllık bir lise. Muhteşem bir lise. Atölyeleri çok güzel. Her türlü makineyi ASO tedarik ediyor zaten, alıyor. Ama, uyguladıkları bir şey var. Onları paylaşayım sizinle. Okulu açtıklarında Ankara Sanayi Odası 10 bin liralık öğrenci sandığı oluşturmuş. 10 bin lira koymuş. Yanında da bir defter var. Tam kayıtlar ortada. Öğrencinin ihtiyacı…Bunlar Anadolu liseleri sınavıyla giren çocuklar. Çocuğun ihtiyacı var. Diyelim ki evde doğalgaz parasını ödeyemediler. Geliyor, ne kadar alacaksa içinden alıyor. Tam yanına yazıyor: şu kadar aldım, şu tarihte ödeyeceğim. Bitti.
E.D.: Sayın vekilim; son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı Ankara ile ilgili ve kendinizle ilgili?
T.S. : Yeni seçim dönemine giriyoruz. Yani, bu çok yoğun bir dönem yaşadık. Bu 24. dönem olarak sürekli seçimler yaşadık. Önce milletvekilliği seçimleri oldu. Arkasından yerel seçimler. Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Şimdi tekrar, genel seçimlere geldik. Önümüzdeki, süreçte yine Ak Parti olarak inşallah yarı başkanlık sistemini getirecek çoğunluğu elde etmek için uğraşacağız. Önemli mi? Türkiye için çok önemli. Başka krizleri engellemek gerekiyor. Çünkü, iki seçilmişin; hatta seçilmişin diğerinin % 50.1 ile geldiği en az sistemde krizler yaşanır. Gelecek bize krizi gösterir. O yüzden önümüzdeki sürecin, yine çok yoğun geçeceğine inanıyorum ben. Bu işlerin siyasette yarısının kısmet olduğuna inanıyorum ama görev olur olmaz hiç önemli değil, sorunlarla ilgilenmek hepimizin görevi olmalı. Yani, ben diğerinin sorunlarıyla dertlenmediğimde bir gün benim derdim olduğunda da diğeri benimle ilgilenmez. Bunu bilmek gerek. Bu yüzden, dertlerle ilgilenmek, elinden geldiğinin en fazlasını yapmak gerekiyor. Sadece ben diye yaşamamalı, biraz burada her gün “Allah razı olsun” sözünü duyacağım bir iş yapmak için uğraşırım. Çok güzel bir duadır.