Aylin Nazlıaka Kimdir?

Aylin Nazlıaka, 3 Aralık 1968’de Ankara’da doğdu. T.E.D. Ankara Koleji ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İktisat Bölümü mezunudur. Çalışma hayatına Koç Holding’de başladı. 24 yaşındayken Türkiye’nin insan kaynakları alanında faaliyet gösteren ilk şirketlerinden biri olan HRM Danışmanlık’ı kurdu. 2001’de “Yılın İş Kadını”, 2002’de “ODTÜ Takdir Ödülü”, 2008’de “Yılın Genç İş Kadını”, 2012’de “Yılın Milletvekili”, “Yaşama Dokunan İnsan” ve “Kadın Platformu”, 2013’de “Yılın Politikacısı” ve “Yılın Siyasetçisi”, 2014’te “Yılın Siyasetçisi” ödüllerini almıştır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gençlere hediyesi olan “Gence Artı İstihdamda Fırsat Eşitliği Yaratma Projesi”nin mimarıdır 2010-1012 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyeliği yapmış, 12 Haziran 2011 Seçimleri’nde TBMM 24. dönem Ankara Milletvekili seçilmiştir. Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Karma Parlamento Komisyonu üyesidir. Çok iyi düzeyde İngilizce, orta düzeyde Fransızca bilen Nazlıaka, evli ve 2 çocuk annesidir.
E.D.: Ankara’yı Meclis’te 31 milletvekili temsil ediyor. Temsil eden vekiller arasında Ankara sorunlarını Meclise en çok taşıyan sizsiniz. Ankara milletvekilleri genel olarak neden Ankara sorunlarını meclise taşımıyor ve Ankara’nın sorunları ile ilgilenmiyor?
A.N.: Ben bir Ankara sevdalısıyım. Doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım bu şehre olan borcumu siyasete girdiğim ilk günden itibaren ödemeye çalışıyorum. Ankara’nın en batısından en doğusuna, en kuzeyinden en güneyine her köşesinin sorunlarını Meclis’e taşıdım, sorunu olan bölgelere gittim, insanlarla yüz yüze görüştüm. Ama ben sadece Ankara’nın değil tüm Türkiye’nin vekiliyim. Dolayısıyla her yere yetişmeye, çare üretmeye çalışıyorum.
E.D.: Ankara dünya başkentleri arasında turizmde en az söz sahibi kentler arasında. Dünya’nın ilk uygarlıklarına ev sahipliği yapmış, Roma, Selçuklu Osmanlı gibi medeniyetlerin önemli izlerine sahip olmuş, Kurtuluş mücadelesinin baş şehri olmuş Ankara için turizm odaklı düşüncelerinizi alabilir miyiz?
A.N.: Turizm verileri bir kentin gelişmişlik düzeyini gösterir. Bir kentin kültür ve tarihine ne kadar sahip çıktığı, ne kadar yaşanır bir kent olduğu turizm verilerinde saklıdır. Ankara son 20 yılda sosyal ve ekonomik alanda fakirleşen, güzelliklerini kaybeden, betonlaşan, ruhunu yitiren bir kent haline getirilmiştir. Oysa Başkent kurtuluş aklı, kuruluşun kalbidir… Medeniyetler beşiğidir. Ankara’da nereye dokunsanız karşınıza bir tarih çıkar. Ankara; kültürü, doğal güzellikleri ile zengin termal kaynaklarıyla göz kamaştıran bir kenttir. Ne yazık ki tüm bu değerlere karşın Ankara bir turizm fakirdir. Ankara’da turizm neredeyse yok denilecek kadar azdır. Bakınız Avrupa’nın en önemli müzelerinden biri olan Louvre Müzesi’ne yılda 9 milyon, Madrid’de bulunan Prado Müzesine ise 4 milyon ziyaretçi gitmektedir. Ankara’daki müzelerin toplamının ziyaretçi sayısı ise yılda 600-700 bini geçememektedir. Bu rakam bile Ankara’nın turizmde kötü durumu göstermeye yetmektedir. Avrupa başkentleri yılda 14 ile 30 Milyon turistti ağırlarken Ankara’ya gelen turist sayısı 1 Milyonun dahi geçmemekte.
Turizm verilerini ve turizmle ilgili yatırımları sık sık meclise taşıyan ve takip eden bir milletvekiliyim. Haymana Gavur Kalesi, Auğustus Tapınağı gibi pek çok eser başta olmak üzere Ankara’nın tarih mirasına ilişkin önerilerimiz oldu. Ankara’nın turizmde yükselişini sağlayacak turizm projelerinden biride Başkentin zengin termal kaynaklarıdır. Haymana’da Ankara Turizm ve Termal Sular Enstitüsü ile Rehabilitasyon Bakım Merkezi kurulması hakkındaki kanun teklifimi TBMM Başkanlığına verdim. Gönlüm isterdi ki Ankara Milletvekilleri olarak iktidarıyla muhalefetiyle bu kanun teklifine sahip çıkalım ve meclisten geçirelim. Maalesef bu kanun teklifi de AKP’li milletvekillerinin önyargı ve kalıplaşmış siyasi davranışlarının nedeniyle beklemektedir.
Sağlık ve termal turizminin dünyada ulaştığı nokta ortada. Bugün Almanya ve Macaristan’a 10 milyon, Rusya’ya 8 milyon, Fransa’ya yaklaşık 1 milyon ve İsviçre’de 800 bin kişi termal amaçlı turizm için gitmektedir. Japonya’nın Beppu kentine sadece 13 milyon kişinin termal turizmden faydalanma amaçlı olarak gidiyor. Neden Ankara’da sağlık turizminde bir milyon kişiyi ağırlamasın?
E.D.: Kültür ve turizm yatırımı olarak sunulan ANKAPARK hakkında düşüncülerinizi alabilir miyiz?
A.N.: Danıştay bu konuda gerekli cevabı verdi. Hayvanat bahçesinin yerine projelendirilen ve yapılmasına başlanılan ANKAPARK için yürütmeyi durdurma kararı verdi.Danıştay kararında AOÇ Müdürlüğü tarafından devredilen hayvanat bahçesinin 29 hektarlık bir alanı kapsadığını, ancak proje için 217 hektarlık bir alanın yenileme alanı ilan edildiği ve bu alanın mutlak tarım arazisi olduğunu belirtti. Yani talana dur dedi. Ankara’nın simgelerini yok etmeye niyetli bir kişinin rant sevdasının eseridir, ANKAPARK.
E.D.: Sosyal faaliyet olarak AVM odaklı bir yaşam süren Ankara düşüncemize katılıyor musunuz? Kapalı mekan alışveriş şehrine dönüşen Ankara’nın yapılaşma ve sosyal yaşama dönük açısından düşünceleriniz nelerdir?
A.N.: AKP Hükümetleri dönemi rant ve talan dönemi olarak tarihe geçti. Ellerinden gelse bütün ülkeyi AVM yapacaklar. Yeşile, doğaya düşman bir dönemden geçiyoruz. Ankara’nın sokakları ve caddeleri birer birer yok ediliyor. Kocaman bir otoparka dönüştürülen bir Ankara söz konusu. Yeşil alanlar arttırılıp spor yapılabilecek parklar yapılmalıdır. Kent doğayla buluşmalı, Ankaralılar başkentte yaşadıklarını fark etmelidir. Ankara, sanat kurumlarını birer birer yok eden bir kent olmaktan çıkmalıdır.
E.D.: Ankara sporu hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?
A.N.: Başkent Ankara, Türkiye’nin önemli spor ve sporcu merkezlerinden biriyken yanlış yatırımlar, yanlış spor politikaları nedeniyle bugün bulunduğu konumu kaybetmiştir. Sizlerle bazı rakamlar paylaşacağım. Ankara’da faal sporcu sayısı sadece 8 bin 555’tir. Toplam lisanslı sporcu sayısı 48 bin 228’i kadın 115 bin 817’si erkek olmak üzere toplam 164 bin 45’tir. Ankara’da sadece 1003 spor kulübü vardır. Çağdaş ülkelerde devlet ve yerel yönetimler spor kulüplerini ve sporcuları desteklerler. Başkent Ankara ise son 20 yılda yerel yönetim desteği almayı bir kenara bırakın spor kulüplerinin sonunu hazırlamakla mükellef bir yerel yönetimle karşı karşıyadır. Gençlik ve Spor Bakanlığı, Başkent Ankara’ya çivi çakmamıştır. Gençlik ve Spor Bakanlığı, 2012’deki bir soru önergeme verdiği cevapta Ankara’da 5 tane spor merkezi yapılacağını söylemişti. Hala tık yok!Dönemin bakanı, 2012 yılı bütçesine ilişkin Plan ve Bütçe Komisyonu’nda konuşurken, içlerinde Ankara’nın da olduğu 8 ilde yeni stadyum yapılacağını söylemiştir. Yıl 2014, aylardan Temmuz…Yine tık yok!Başkentimizde halen UEFA standartlarında bir stat bulunmamaktadır, var olan 19 Mayıs stadyumu günün koşullarına uygun değildir. Başkent Ankara, 2008–2009 futbol sezonunda Süper Lig’de 4 takımla temsil edilirken, mevcut belediye başkanının bir anda futbola merak salmasıyla bugün sadece bir takımla temsil edilmektedir.
E.D.: Ankaragücü için en çok mücadele eden milletvekilisiniz. Ankaragücü nasıl kurtulacak?
A.N.: Ankara’nın ve Türk Futbolunun en köklü spor kulüplerinden biri olan MKE Ankaragücü, Cumhuriyet tarihi ve Başkent Ankara’yla özdeş bir takımdır. Ankara’nın gururu olan Ankaragücü son yıllarda bir ailenin kişisel ve siyasi hırsları nedeniyle zorlu günler yaşamaktadır. Ankaragücü’nü şampiyon yapacağım vaadiyle Ankaragücü başkanı olan Ahmet Gökçek dönemiyle başlayan süreç, Ankaragücü’nün önce bugünkü adıyla PTT 1. Lig’e ardından Spor Toto 2. Lig’e düşmesine neden olmuştur. Ankaragücü büyük bir borç batağına saplanmış ve Ankara futboluna büyük bir zarar verilmiştir. Bugüne kadar bu borçlanma süreçlerine ilişkin konuyu defalarca Meclis gündemine taşımama rağmen nedense AKP Hükümeti bu sorunları her defasında yok saymış, görmezden gelmiştir. MKE Ankaragücü Spor Kulübü’nün içinde bulunduğu idari ve mali durumun nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği araştırma önergesi gündeme alınmamıştır. Ankaragücü takımı ve taraftarıyla tek yumruk, tek yürek olup bu zor günleri aşacaktır. Buna inanıyorum.
E.D.: Atatürk’ün mirası AOÇ yapılaşmaya açıldı. Başbakanlık binasından ANKAPARK’a kadar birçok inşaat ve yol çalışması yapılıyor. Yasal engellere rağmen devam eden bu inşaatlar hakkındaki düşünceleriniz ve AOÇ’un geleceği hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
A.N.: AOÇ konusunda ilk günden beri mücadele eden insanlardan biriyim. Biz miras dedikçe AKP’liler bunu bölüp parçalamak olarak anladı. AOÇ, bu ülkenin kurucusu Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanetidir. Hukuksuz uygulamaların en zirve dönemini yaşadığı AKP hükümetleri döneminde AOÇ bunun en önemli simgelerinden biridir. AOÇ; Anayasa ve yasalara aykırı olarak yapılan devir, temlik ve satışlarla 102 bin dekardan 33 bin 891 dekara düşmüştür. Ankara’nın akciğeri parça parça satılmıştır. Biz AOÇ için mücadele etmeye devam edeceğiz. Ve AOÇ’yle ve Cumhuriyet’le hesaplaşanlar da bir gün bunun hesabını verecektir.
E.D.: Gezi eylemlerinde Ankara’da en öne çıkan milletvekiliydiniz. Gezi’de yaptığınız mücadeleyi nasıl değerlendiriyorsunuz ve aynı mücadele neden AOÇ için yapılmadı?
A.N.: Gezi Direnişi dendiğinde aklıma ilk gelen “ezberleri bozan bir direniş” tanımı oluyor. “Hükümet istifa” sloganıydı. Gezi’yi nasıl tanımlamak gerekir diye düşündüğümde bir çırpıda aklım gelen kavramlar şunlar oluyor: sınıfsızdı, hiyerarşizdi, hem dağınık hem de toparlayıcıydı. Şiddete karşıydı, mizahla birleşen baş edilemez bir zeka vardı. Öylesine bir zekaydı ki bu, şiddeti Valilik kurumunu, devleti, hükümeti, İçişleri Bakanlığını, Emniyet Müdürlüğü’nün tekeline bıraktı. Yayılan ve genişleyen eylemler birliğiydi. Hayal gücünün sınırsızlığının ispatıydı. Kendisini ifade etmek isteyenlerin mücadelesiydi. Sessiz yığınların sesinin ne kadar gür olduğunu gösterdi. Sinirlenince o yığınların ne kadar etkili ve güzel olduğunu gösterdi. Ve bizlere “Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiye” cümlesini kurdurdu. Gezi; kadınların, gençlerin, öğrencilerin kendiliğinden oluşan hareketiydi. Gezi Direnişi bir yandan insanların özgürlük ve hayatıma karışmaktan vazgeç talebinin bir yansımasıyken bir yandan da devletin imkanlarını kullanarak siyasi otoritenin kenti büyük bir rant alanına çevirmesine de tepkiydi. Böylece, Türkiye’de de 21. Yüzyılda mücadelenin sembolik mekanı artık kentin kendisi olmuştur.
AOÇ için neden bu mücadele yapılmadı sorusunu STK’larla ve Ankaralılarla sıklıkla tartıştık. Ulaştığımız yanıt AOÇ’nin Ankaralıların yaşamının merkezine yerleşememiş olması oldu. Ama AOÇ için mücadele etmeye devam edeceğiz.
E.D.: Ankara kültür miraslarını birer birer kaybediyor. Şinasi ve Akün sahneleri ihale sürecinde. Süreç tamamlanırsa Ankara en önemli kültür miraslarından ikisini kaybedecek. Sahneler için mücadele edecek misiniz? Akün ve Şinasi sahnelerinin ihale süreçleri durdurulamazsa kültür mirasına değer veren ve halka iade edecek kişiler sahneleri satın alabilir mi?
A.N.: O sahneler için ilk günden beri alanlardayım. Sadece onlar mı? Devlet tiyatrolarının kapatılması konusu içinde, İrfan Şahinbaş Tiyatro Atölyesi içinde sokaklardayım. Sanata ve doğaya böylesine düşman olan bir dönem bu topraklarda daha önce hiç yaşanmadı… Neredeyse her gün sanat ve sanatçılar üzerinde baskı, yasak, sansür ya da yıkım haberleri okuyoruz. Ankaralıların ilk defa sinemaya gittiği Akün Sineması şimdiki adıyla Akün Sahnesi, bir seneyi aşkın bir zamandır ihaleye çıkartılarak satılmak istenmekte. Akün Sahnesi’nin yerine AVM ya da otel yapılması planlanmaktadır. Kültür Bakanlığı’nın Akün Sahnesi’ni alacak bütçesi olmasına rağmen hiçbir girişimde bulunmaması ise dikkat çekici. Sanat kurumları teker teker yok edilirken Kültür Bakanlığı’nın bunu izliyor olması tüm sanatseverlerin aklına tek bir şey getiriyor: Rant yoksa AKP hükumeti de yok!
Bu ihaleleri defalarca iptal ettirdik, ettirmeye de devam edeceğiz.
E.D: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayı oldunuz. Nazlıaka bu şehrin belediye başkanı olsaydı, Ankara nasıl bir kent olurdu?
A.N.: Öncelikle kent sakinlerinin değil kent sahiplerinin yaşadığı bir Ankara olacaktı. Ankara’nın tarihine, kültürüne, sanatına, caddesine, değerlerine sahip çıkılan bir dönem olacaktı. Ben hayallerimdeki Ankara’yı bir süre için erteledim ama ondan vazgeçmedim, asla da vazgeçmeyeceğim.